İLİMDEN İRFANA YOLCULUK ...

... Öz Kültürümüz ve Şahsiyetimiz İçin

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Kadınlardaki Bu Cesaret Nerden Geliyor?

e-Posta Yazdır

Hemen her gün gazetelerde ülkemizde ki boşanma artışları ile ilgili haberler çıkıyor. Boşanma konusunda benim dikkatimi çeken şey: “Kadınlardaki gözü kara cesaret.” Bana gelen maillerin çoğunda kadınlar sorunları anlatıp “Bunların çözüleceğine inanmıyorum, boşanmayı düşünüyorum.” derken erkekler ise sorunları yazıyorlar arkasına “Boşanmayı düşünemiyorum bile çocuklarım var.” diyorlar.

Toplumda genel bir yargı vardır: Pek çok kadın çocukları için kötü giden evliliğe katlanıyor. Oysa ben bunun tam tersi bir manzara görüyorum. Çocuklarının hatırı için evliliğini sürdüren çok erkek var. Erkekleri anlamak zor değil. Yaratılıştan gelen koruma duyguları ile çocuklarının huzursuz da olsa aile ortamında büyümelerinin daha iyi olacağını düşünerek kolay kolay boşanma kararı alamıyorlar. Ya da mükemmel kadını bulamayacaklarını düşündüklerinden evliliği sürdürmeyi tercih ediyorlar. Peki kadınlardaki bu cesaret nerden geliyor? Mükemmel Adamı bulacaklarına olan inançları mı?

Biliyorum ki çoğu, evlilikte duygusal ihtiyaçları karşılanmadığı için ayrılmak istiyor; ama boşanma sonrası istedikleri gibi bir hayat onları bekliyor da bunun için mi bu kadar çabuk karar verebiliyorlar? Çalışan hanımların artmasıyla ekonomik özgürlük diyeceksiniz belki; ama çalışmayan hanımlarda da aynı cesaret var. Kadın: “Pazarda limon satar yine kocama eyvallah etmem.” diyor.

 

Oyuncak Tamirhanesi

e-Posta Yazdır

alt

Dünya nüfusu büyük bir hızla artmaya devam ediyor. Ancak her geçen gün insanoğlu daha çok yalnızlaşmakta. Sayıca 7 milyara yaklaşıyor olsak da, herkes kendi dünyasında yalnız ve kendi derdiyle baş başa.  Bu yalnızlıktan en çok nasibini alanlar ise çocuklar.

Büyük çelişkilerin yaşandığı bir çağdayız. Köyler, şehirler büyüyor. Eskiden ıssız olan yerleri güya insanlar imar ediyor, şenlendiriyor. Ama buna rağmen yalnızlaşıyoruz. Bilgimiz artarken cehaletimiz derinleşiyor. Zira dünyadaki bilgi miktarı katlanarak çoğalıyor ama bilge insan sayısı yok denecek kadar azalmış durumda. Zenginler zenginliklerini kat kat çoğaltırken, yüz milyonlarca insan açlığın pençesinde.

İnsanoğlu uzayın derinliklerini keşfettikçe kendinden uzaklaşıyor. Bütün dünya global bir köye dönerken, kapı komşularını tanımayan insanların sayısı artıyor. Sanal ortamlarda arkadaşlıklar kurulurken, aynı işyerinde çalışanlar birbirleriyle konuşmaya gerek görmüyorlar.

 

On Günlük Kurslarla Boşanmalar Engellenemez

e-Posta Yazdır

Eski aile yapımızda yaşlılar, yani deneyimli aile bireyleri baş tacı edilir, başköşede oturtulurdu: Şimdi onların yerinde televizyon oturuyor!

Tanzimat’tan (1839) itibaren resmileşen “Batılılaşma” serüvenimiz aile yapımızı da bozdu. Yaşlıları da kapsayan “Geniş Aile” tipi gitti, yaşlıları dışlayan “Çekirdek Aile” tipi geldi.

O gün bugündür yaşlı aile bireylerinden (özetle “Ataerkil aile” yapısından) mahrumuz. Bu da gereksiz tartışmaların tırmanması, nihayet şiddete dönüşmesi ve boşanmaların artması sonucunu doğruyor.

Bu kez de şiddetin tırmanmasından ve boşanmaların artmasından telaşa düşüp on günlük kurslarda çözüm aramaya başlıyoruz.

Anne baba adaylarını on gün süreyle eğitip anne babalığa hazırlamamız halinde, aile içi şiddetin ve boşanmaların azalacağını hayal ediyoruz.

Hayal kurmayalım, bu iş böyle olmaz! Şiddete eğilimli olarak yetişen bir erkek ya da kadın, on günde eğilimlerini değiştiremez.

Peki, ne yapmak lâzım?

 

Kadının Konforuna En Uygun Model Nedir?

e-Posta Yazdır

Türkiye’de  Kadın üzerinden yürütülen bir projeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Zina beraberliğini  suç saymayan ama imam nikahı olarak söylenen dini nikahlı beraberliği suç sayan bir anlayışın üzerimizdeki planlarını fark etmek durumundayız. Dünyada kadın politikalarını belirleyenler, çocuk ve aileyi göz önüne almadan bu politikalarına devam edemezler.

Birinci olay: Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde AB destekli bir projede 120 kadına otobüs ve taksi şoförlüğü öğretiliyor ve bu çalışma İngiliz Guardian gazetesine haber oluyor. Bu proje ‘Kadın erkek eşitliğini’ sağlamaya yönelik örnek proje olarak seçilmiş. Bu kapsamda neden kadın erkek eşitliği eğitimde ve ailede değil de kamyon -otobüs şoförlüğünde sağlanmaya çalışılıyor? Anlamak çok güç. Kadınların % 50.4’ ünün okuma yazma bilmediği bir ilçede yapılan bu çalışmaya İngiliz ilgisi şaşırtıcı değil.

Kadınlarımızın aileye katkılarını sadece parasal katkı olarak sınırlandıran, kadının konforunun öncelikle iş hayatı yaşamında aranması gerektiğini savunan maddeci keskinlik bütün dünyada terkedilme noktasına gelmişken Türkiye’mizde bu projenin desteklenmesi anlamlıdır. Batılılar yardım adı altında eski tanklarını bize satarken aynı zamanda bayatlamış kadın erkek eşitliği projelerini de bize kabul ettiriyorlar.

 

Hastalar Risalesi

e-Posta Yazdır

"O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde 'Biz Allah'ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır' derler."
Bakara Sûresi, 2:156

Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva boş yere sarf ettiriyor.

Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”

İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.


Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor-tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, "Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor."
 

KORO - Film

e-Posta Yazdır

Tür : Dram, Müzikal, Romantik
Yapım : 2004 - Almanya,Fransa
Yönetmen : Christophe Barratier
Yayın : Türkçe Dublaj
Süre : 1.35 dk.      



Clement bir müzik öğretmenidir. Erkek öğrencilerden oluşan yatılı bir okula mümessil öğretmen olarak atanır. Disiplinli ve prensip sahibi olan Clement, çocuklar üzerinde kurulmuş aşırı baskı ve onların yaramazlıklarının ters tepki yarattığının farkına varır. Kendisini, öğrencilere müzik ile tanıtmayı ve onları da bu şekilde terapi ve motive etmeyi amaçlayacaktır.
   
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 / 8
Hak Rızası Belki Onda Gizlidir...
  Her kim Hakkın rızasını ararsa, Muktezası bil ki onda gizlidir, Şer'a uygun, akla yakın ne varsa; Hak rızası belki onda gizlidir..   Kul daima Hak emrini tutmalı, Emr-i mâ'ruf
Her düşen her zaman kalkamaz!
Rivâyete göre, İran hükümdarlarından biri iplik çıbanı çıkarmış ve bu yüzden o kadar zayıflamıştı ki iğne gibi incelmişti. Hükümdar, kendisini böyle iğne
Sa’d bin Rebî’nin Son Sözleri
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Sa’d bin Rebî -radıyallâhu anh-’ı bulup ne durumda olduğunu öğrenmesi için ashâbından birini harp meydanına gönderdi. Sahâbî, Sa’d

İstatİstİk

Üyeler : 203
İçerik : 3498
Web Bağlantıları : 66
İçerik Tıklama Görünümü : 1513204

Düşündüren Söz

"Yâ Rabbî! Sen'i bulan neyi kaybetti? Sen'i kaybeden neyi buldu?.." Atâullah el-İskenderî Hz.

Facebook Sayfamız

GİZLİ PERDE
  Artık anlatma mazideki anıları… Uzun bir hikâyesiydi onlar acıların…   Değiştir eskiyi yeni ile vazgeç söyleme artık… Geçmişte kalan acı
Stresin Sebebi: Allah’ı Unutarak Yaşamak
Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanlar stresli bir hayat yaşarlar. Stres, vücuttaki dengeyi bozan ciddi bir durumdur. Pek çok insanın Allah’a teslimiyeti tam manası ile yaşayamamalarından dolayı

Son Yorumlar


Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Sizden, hayra dâvet eden ve iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar felâha erenlerdir.” (Âli İmrân, 104)